| MaReK 的个人资料. ◦ ✿ ° ✿ ◦ ° MaReK °...照片日志列表 | 帮助 |
HisteriBıçağın ucunu hafifçe kız arkadaşının baldırına değdirdi. Kız arkadaşının baldırı giydiği şort nedeniyle açıktaydı, çıplaktı. Gerilmiş bir çarşaf gibi düzgün ve pürüzsüz duruyordu. Bıçak hafifçe temas ettiğinde, deride ilginç bir büzülme, içe göçme görüldü. Baldırda küçük kırışıklıklardan oluşan minik bir yara vardı şimdi. Deri, geriye doğru tek bir noktadan iple çekiliyor gibiydi. Bu tıpkı portakal kabuğunu içe doğru bükmek gibi bir şeydi. Evet, evet aynı portakal kabuğu gibi olmuştu bıçağın ucunun deydiği yer. Bu benzetme çok hoşuna gitmişti. Canı portakal istedi... Kız tam olarak bir şey hissetmemişti. Hala aynı rahatlıkla uyuyordu. Bu, çocuğu daha da çok sinirlendirdi. Kız arkadaşını çok seviyor, onun zararsız hatta faydalı biri olduğunu düşünüyordu. Onunla ilgili kötü bir tek olay bile getiremiyordu aklına ( bunu yapabilmeyi o kadar istiyordu ki, belki o zaman bir neden elde etmiş olabilirdi). Şu an aklı biraz karışıktı yalnızca. Sıkkın ve hiç olmadığı kadar özgüvenliydi. Bıçağı gittikçe daha fazla kavrıyor, bu da dudaklarında yukarı doğru kıvrılmalara, yanaklarında gamzelere neden oluyordu. Küçükken yaptığı bir şey geldi aklına. Büyük yeşil bir balon.. öyle imrenilecek yada zevkle oynanacak bir şey değildi hani. Balonun böyle gergin, şişkin ve meydan okur bir tavırla durması sinirini bozuyordu (o bunları geçirirken kafasından, düşündüm de; neden acaba çocuklar balonları sever bu kadar? Sakın onun kendini beğenmiş ve parlak tavrından olmasın.. bir topa vurup onu oldukça uzağa atabilirdiniz, bunu hiç balonla denediniz mi?). doğal olmayan bir şeyler vardı balonda. Güzelliği gerçek değildi sanki, gerçek olmaya değil belki ama güzel olmaya zorlanmış gibi duruyordu.. güzelliğini bozmak o kadar kolaydı ki, belki de bu tedirginlik veriyordu insana. O yaşta bunları, duyguları açıklayamazdı tabi, sadece sonuçlarını hissediyordu. Ve o yaşına dair üç şey vardı şimdi aklında.. hiç bir zaman onu bırakmayan, çocukluğundan beri birlikte uyuduğu yastığı ve o zamanlar dinlediği bir şarkı ( insan hatıralarını durduramıyordu.). Çok önemli bir şeyi çok sevdiği birine anlatan insanın sevecenliği ile fısıldadı şarkıyı sevgilisine; Elindeki iğneyi kardeşinin yeşil balonuna batırdığını anımsadı.. ( sahi kardeşi neredeydi acaba üç haftadır..) balon önce tepki vermemiş daha sonra bir parça içe doğru çökmüş ve milisaniye sonra artık çökmemişti. Lastik gök gürültüsü gibi ama daha tok bir sesle yarıldı. Demek ki diye düşünmüştü, balon; biraz üzerine gidilmeye dayanıyordu ama fazla ısrara yeniliyordu. Ama daha da önemlisi balonu büzüştürememiş, şeklini, kibrini, kendini beğenmişliğini bozamamıştı. Balon ya güzel, büyük ve gösterişli duruyor yada yok oluyordu. Kızın gözleri sanki hafif aralıkmış gibi duruyordu. Bu uyuyuş şekli tam da onun gibi temkinli insanlara yakışan bir şeydi. Tek kolu yastığın altında, diğeri kafasının yakınlarındaydı. Bacaklarını açabildiği kadar açmış, uzaklaştırabildiği kadar birbirinden uzaklaştırmıştı. Böyle sıcak ve bunaltıcı gecelerde, insan kendi vücuduna bile değmek istemiyordu. Suratı sanki hızla fırlatılmış gibi yapışık duruyordu yastığa. Üstte kalan yanağı kıpkırmızı olmuş, ter bulaşmıştı. Saçları suratına dökülmüş, terleyen alnına yapışmıştı. Kötü bir şey düşünmek bile, vicdan azabı çektiriyordu, böyle katkısız bir masumluk karşısında. Daha fazla izleyemeyeceği kadar güzeldi kız arkadaşı. Bıçağı sol elinden sağ eline aldı. Acaba diye düşündü; bu güzellikte balon gibi mi? Gerçeklere ne kadar dayanıklıdır? Aslında bu sorular umurunda bile değildi. Yalnızca kendini rahatlatmak,yapacağı şeye, felsefi, en azından düşünsel bir şeyler katmak, olduğunun dışında gibi göstermek uğraşındaydı. İlginçtir ki insan, tüm gerçeği bildiği halde, kendi kendini bir başkasından daha rahat kandırıyordu. Bunu daha sonra çok iyi anlayacaktı (düşünemeyeceği kadar iyi..). İzlediği filmleri düşündü. Bıçak nasıl saplanırdı? Keskin kısmı aşağı doğru, sapı avuç içinde ve çok sıkı tutularak. Hatta öyle ki kamera bir ara bıçağı tutan ele yakın çekim yapmalı ve avuçtan sızan kanla seyirciye bıçağın ne kadar sıkı tutulduğunu kanıtlamalıydı. Bu tam psikopatlara, fetişistlere göreydi. Bir de şöyle daha romantik, daha şovalyevari olanları vardı. Bıçak genelde karna yönelir, bıçak sanki meyve doğrayacakmış gibi tutulur ve öyle saplanırdı (asıl ilginç olan karında açılacak yaranın öldürmesinin daha uzun ve daha acılı olacağı gerçeğiydi..). Çok yapay ve çirkin geldi bu düşünceler. Neredeyse vazgeçecekti ama kızın çıplak baldırını yeniden gördü. Ve tekrar aşık oldu ona. Bıçağın ucu tekrar baldırındaydı kızın. Biraz ittirdi bıçağı, baldır gerildi. Biraz daha ittirdi, baldır içeri doğru büzüldü. Nasıl bir ses çıkar acaba diye geçirdi içinden. Bir filmde – belki de çoğunda böyle yapılıyordu- bıçağı kavuna saplayarak bu sesi elde ettiklerini görmüştü. Bıçağı biraz daha ittirdi, kızın suratı buruştu ve bacağını oynattı. Demin bıçağın bastırdığı yer şimdi, tenine göre daha beyaz bir renk almıştı. Anımsadı bu beyazlığı, kendi küçüklüğünden. Birisi seni tırnaklar veya kolunu bir duvara sürtersen, orası önce beyazlaşır sonra ateşli bir kızıllık gösterirdi ve belki biraz kan...
Elinden zaten hiç bırakmamış olduğu bıçağı tüm gücüyle kızın boynuna sürttü. Kızın başıyla omuzları arasında sanki bir ağız açılmış ve yeni içtiği vişne suyunu püskürtüyordu. Hırıldıyordu da yara, sanki bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Kana bulanmış fakat beyazımsı bir şeyler gözüküyordu bu ağzın içerisinde. Kan çok uzun süre fışkırır gibi çıktı yada bu süre ona çok uzun gelmişti. Bıçağı yere bıraktı. Bıçağın çıkardığı sesten rahatsız oldu. Bu olayı kendisi anlatıyor olsaydı herhalde şimdi üstüne atıldığını, ona sarıldığını ve öptüğünü söylerdi fakat o, aşağılık bir şekilde sevgilisinden nefret etmeye başladı. Böyle kanamasından, umarsızca ölmesinden tiksiniyordu. Baygın olduğu için suratında hiç bir ifade görememişti. Daha önce düşünmemişti bunu ama şimdi insanların suratının, uyurken ve baygınken ifadesizleştiğini fark ediyordu. Onu mutlu edecek olan o meleğimsi suratta göreceği acıydı. Hiçbiri olmamıştı. Pişmanlığa değer veren biri olsaydı, neredeyse pişman olacaktı. Şimdi yalnızca, kırgındı. Sevgilisini kaybetmişti. Kız arkadaşı ona bir keresinde “ aşk; gönüllü işkence görmektir.” demişti. Bu kibirli ve hatta insandan uzak yaklaşım bile yırtamamıştı kızın zorlanmış romantikliğini. İşte aşkı sona ermiş, öyle yada böyle bir ayrılık yaşamıştı. Yani bunun ne farkı vardı o aşk hikayelerinden? Acı çeken, fedakar olan, vurdumduymaz, terk eden, terk edilen hepsi burada mevcuttu. Bunalttı bu pembe dizi görüşleri onu. Yatağının kenarına yere oturdu. Kız arkadaşının suratına baktı. Gözleri hafif aralıktı ama şimdi temkinli yakıştırması yapmak oldukça anlamsız geliyordu adama. Şarkının geri kalanını söyledi sevgilisine, eski sevgilisine:
Başını ellerinin arasına koydu. Bir şeyler mırıldandı. Duyduğum kadarıyla: “sözlerim gerçektir, yüreğim kardeştir gibi bir şeydi. Dizlerini büktü. Bir cenin gibi duruyordu. Daha sonra, belki sırf beni kandırıp, kendini farklı göstermek için belki de yalnızca ve yalnızca sizden biri olduğu için, yatağın ucunda bayılana dek ağladı... 引用通告引用此项的网络日志
|
|
|