MaReK's profile. ◦ ✿ ° ✿ ◦ ° MaReK °...PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    Gece ve Düşler


    Gece ve Düşler

    Bilemedim düşlerin bu kadar korkak
    Ellerimden uzak olduğunu
    Göremedim uykuların bu kadar küçülmüş
    Düşlerimden ayrık durduğunu

    Yapamam kendime kötü gözle bakamam
    Sevgiliyi yerinden oynatamam
    Ölemem, uğruna içimde güller dikemem
    Sevgiliyi aşkımdan edemem

    Güneş bile ağlar halime
    Ne olacak diye sorar kendine

    Bilemedim düşlerin bu kadar yorgun
    Ellerime tuzak kurdugunu
    Göremedim uykuların bu kadar ellenmiş
    Düşlerime düşman olduğunu

    Yapamam kendime kötü gözle bakamam
    Yelkenimi yerinden oynatamam
    Ölemem, uğruna içimde güller dikemem
    Yelkenimi aşkından edemem

    Güneş bile ağlar halime
    Ne olacak diye sorar kendine
    Güneş bile ağlar halime
    Kapatır kendini öldüren geceye
    Güldüren düşlere...

    Murat Yılmazyıldırım
                                                                                                                                                                    

    Çay, Simit ve Peynir

     

    Basit yaşayacaksın, basit.
    Mesela susayınca su içecek kadar basit...
    Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
    Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
    Tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
    Sevince lafı dolandırmadan söylediğin "Seni Seviyorum" gibi.
    Basit bir öpücük yetecek sana...
    Basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
    O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
    Öpücük için yiyeceksin, hayatının dayağını
    Kabak çekirdeği verecek, sana rakamların veremediği mutluluğu.
    El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak,
    En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
    İki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
    Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;
    Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
    Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile
    anlatabilecek kendini.


    Beklentilerin de basit olacak, Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.
    Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
    Ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz romanını;
    Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
    Bir kaşarlı tost olacak aradığın,
    nasıl oturacağını bilemediğin sofrada,
    Parmakların en kıymetli çatalın,
    yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
    İskender'in kılıcı duracak, avukat rehberinin yanında.
    Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana, kontraplak bir gitarda
    doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
    Makyajı, ilk "a"sına kadar bilmen yetecek, temizlik kokacak en pahalı parfümün.
    "Bilmiyorum" diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak "bilemeyişin".
    Tek dereden su getirmen yetecek, bir "istemiyorum" diyebilmeye,
    Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
    Saatin, sadece saati gösterecek,
    Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
    Küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".
    Basit yaşayacaksın, basit.
    Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

    Çay, simit ve peynirle..... 

    NAZIM HİKMET

     

     

                                                                                                                            

    Aşk ve Özgürlük


    Aşkla, özgürlük halef seleftir; tıpkı güneşle ay gibi:
    Tek tek ikisi de güzel olduğu halde, birarada var olmazlar.
    Biri doğdu mu diğeri silikleşir.
    Aşk boyun eğip kalmaksa,
    Özgürlük alıp başını gitmektir.
    Ya gönüllü itaat,
    Ya nihayetsiz seyahat...
    Seyahati seçerseniz aşk şapkasını alıp gidecek.
    Aşk'a düşerseniz, özgürlüğe yolculuk bitecek.
    Çünkü nasıl özgürlük aşkın zeminiyse,
    aşkda özgürlüğün finalidir. 

                                                                                                                                        
    Can Dündar
       

    Yarim Haziran

     

     

    Katran karası bir geceyi Haziran bulutlarının arasından yararak, avuçlarında kıpır kıpır yıldızlarla odamın penceresini tıklattı dolunay... 
    "Sana samanyolu getirdim" dedi ve bütün gökkubbeyi yeryüzüne
    indirmiş gibi mağrur, gülümsedi koltuğumun başucunda... 
    Ayla yıkanmanın keyfini sürdüm bir müddet... 
    Sonra penceremi açıp onu içeri aldım. 
    Dolunay, samanyolundan ışıklarla eteklerinde; "Haydi" diyordu penceremin dibinde;
    "Haydi... ebedi  baharın ülkesine..." 
    Lakin dolunaya inat; öylesine bitkin ve naçar ki hayat...
    ... kopamadım akşam haberlerden, dünyevi  kederlerden...
    Açıp penceremi, salıverdim dolunayımı, Cahit Külebi'den bir şiir fısıldayarak kulağına:
    "Bir gün geleceğim/ alıp şu başımı/ bir gün geleceğim/ belki de
    Haziran/ bulacak naaşını/
    belki de Haziran..." 
    Haziran, bir ozanın naaşını kaldırırken, dolunay samanyolu boyunca efsunlu yıldızlar saçarak uzaklaştı.
    Bakakaldım peşinden...
    Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim.

    Can Dündar